« Önceki |

30/10/2009

Dr.Fethi Sikaki Sehadet Yil Dönümü

Filistin Islami Hareketinin önemli isimlerinden, Islami Cihad hareketinin kurucusu Dr.Fethi Sikaki’nin sehadet yildönümü mübarek olsun.

Dr. Fethi sikaki Kimdir?

Dr. Fethi Sikaki 1951′de Gazze’nin Refah mülteci kampinda, Remle’den buraya iltica etmiS olan bir Filistinli ailede dünyaya geldi. Ilk ve orta ögrenimi dogum yeri olan Refah’ta tamamladiktan sonra Beir Zeit Üniversitesi’nde ögrenim gördü. Quds’te dört yil ögretmen olarak calistiktan sonra Misir’in Zekazik Üniversitesi’nde tip ögrenimi gördü. 1980′de buradan mezun olarak Quds’e döndü ve doktor olarak calismaya basladi. 1983′te isgal yönetimi tarafindan tutuklandi ve bir yil hapiste kaldi. 1986′da bazi arkadaslariyla birlikte Islami Cihad Hareketi’nin kaynagini olusturan Filistin’in Kurtulusu icin Islami Cephe’yi kurdu. Daha önce Islami anlayislari dolayisiyla el-Fetih’ten ayrilan bazi gruplar da bu cepheye katildilar.

Sonradan Islami Cihad Hareketi adini alan söz konusu cephenin kurucuları ideolojik yapilanmalarinda en cok Imam Hasan el-Benna, Seyyid Kutub ve Izzeddeen al Qassam’in fikirlerinden etkilenmislerdi. Imam Hasan el-Benna’nin Islam dünyasinda yeniden dirilis hareketini baslatmis önemli bir lider oldugunu, Seyyid Kutub’un da fikirleriyle ümmeti karsi karsiya oldugu sapmalar hakkinda uyardigini ve inanc konusunda aydinlattigini söylüyorlardi. Bu hareket kurulus merhalesinde Iran devriminden de etkilenmistir. Hatta hareketin kurucularinin basinda gelen ve sehid edildigi tarihe kadar da liderligini yürüten Dr. Fethi Sikaki, Iran’da Imam Humeyni’nin öncülügünde genis tabanli bir halk hareketinin basladigi dönemde: “Imam Humeyni, Islami Cözüm ve Alternatif” adli bir kitap yazmistir.

Dr. Sikaki, 1986′da, Filistin’in Kurtulusu icin Islami Cephe’yi kurmasindan kisa bir süre sonra ikinci kez tutuklandi ve dört yil hapis cezasina carptirildi. Ancak 1988′de Lübnan’a sürgün edildi. Orada bir yil kaldiktan sonra Suriye’nin baskenti Sam’a yerlesti. Qudslü bir hanimla evliydi ve dört cocuk sahibiydi.

Filistin Islami Cihad Hareketi’nin lideri Dr. Fethi Sikaki, Libya’daki Filistinlilerin sinir disi edilmesi isleminin durdurulmasi icin Kaddafi’yle görüsmede bulunmak üzere gittigi Libya’dan dönerken ugradigi Malta adasinda, 26 Ekim 1995 tarihinde, Zionist rejiminin cinayet sebekesi MOSSAD’in paralı katilleri tarafindan sehid edildi.

Filistin Islami Cihad Hareketi, Dr. Fethi Sikaki’nin sehid edilmesi olayiyla ilgili olarak yayinladigi bildiride saldirinin zionist Israil rejiminin cinayet sebekesi tarafindan gerceklestirildigine dikkat cekerek: “Saldirganlardan intikamimizi mutlaka alacagiz. Canilerin ayaklarinin altina ates serecegiz. Iktidarlarini hain pusular ve korkakca cinayetler üzerine oturtan ziyonist zalimlerin saltanatlarina mutlaka son verecegiz. Onları yaptıklarına pişman edeceğiz” denildi.


Saraya al Quds...

information Office...































24/6/2009

Kafkasya Komutanı Muhanned'den Ümmete Sesleniş

Kafkasya Cihadı komutanlarından Emir Muhanned İslam Ümmetine seslenerek yeni zaferlerin müjdesini verdi.     
                            

Rahman ve Rahim Allah'ın adı ile 

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh

Kafkasya olayları ile ilgilenen tüm Müslüman kardeşlere sesleniyorum.

Kafkasya'da bulunan mücahitlerin sayıları günden güne artmaktadır. Onun için dert etmeyin üzülmeyin, vallahi her gün buradaki mücahitlerin akideleri, duruşları düşmana karşı sertlikleri günden güne artmaktadır.

Kuran'da Allahu tealanın buyurduğu gibi, Allah onların imanını arttıracak ve kâfirleri silip süpürecektir. Ve burada bakıyoruz ki önceden teheccüd namazı kılmayan mücahitler, teheccüd namazı kılmaya başladılar. Dünyayı sevenler, dünyayı arkasına attılar.

Allah'a hamd olsun ki düşmanlarımıza musibetler altlarından üstlerinden her taraflarından ulaşmaktadır. Münafıklar artık birbirlerini öldürmeye başlamışlardır. Onlardan büyük komutanlardan birisini (Sulim Yamadayev) kendileri katlediyor. Ve şu andan birbirlerine karşı kan savaşına başlıyorlar.

Ve biz burada şunu da görmekteyiz. Allah'ın yeryüzüne gönderdiği belalar (domuz gribi gibi) ki bunlar daha önceden hiç yoktu. Şuan da dünyaya yayılmaktadır. (Allah biz Müslümanları bu belalardan korusun.)

Allah'a hamd olsun onların kendi aralarındaki fitneler, mücahitlerin ve Müslümanların imanlarını ve akidesini güçlendiriyor. Onlar acizleşirken bizler güçleniyoruz.

Allaha yemin ederim ki, ben size gerçekleri hiçbir nefsi menfaat gözetmeden söylüyorum. Allah'ın izni ile yakında Kafkasya'da zafer olacaktır. Bunu da yeminle söylüyorum ki, sizlerin maneviyatınızı yükseltmek için değil ve yahut ta sizin karşınızda iyi durumda olduğumuzu göstermek için değil veya cihadın devam ettiğini ilan etmek içinde değil.. Tamamen gerçekleri söylüyorum.

Vallahi bu konuşmamdan şahsi hiçbir menfaat beklemiyorum. Eğer savaşı kazanırsak bu Allah tandır. Eğer savaşı kaybedersek buda bizim günahlarımızdandır. Yalnız bunların hepsi Allah'ın kaderinde vardır.

Bizler burada şunu görmekteyiz. Gençlerin cihada karşı sevgileri artmaktadır. Eskiden de vardı, fakat bu kadar değildi. Şimdi nereye giderseniz gidin gençlerin telefonlarında kameralarında mücahitlerin görüntüleri vardır. Bunların hepsi bize katılmaktadır ve yardım etmektedir. Misal vereyim; bizim Rusya topraklarında adamımız yok iken biz düşmanın topraklarında 2-3 operasyon yaptık. Nice şehirlerde bizim hiç adamımız yok iken şu anda guruplarımız oluşmuştur.

Allaha hamd olsun Rusya'da daha önce hiçbir şey yapamıyorduk. Ama şu anda yapabiliyoruz ve hatta Rusya'nın başkenti etrafında adamlarımız oluşmaktadır. Kısacası bunların hepsi şuna işaret etmektedir; mücahitler güçlenmektedir. Kâfirlerin gücü ise azalmaktadır. Münafıklar birbirlerini öldürmektedirler.

Kadırov gurubunun bazı kişiler ile görüşme çabaları vardır. Muhatap oldukları kişilerde artık saçmalamaya başlamışlardır. Vallahi bu insanların toplum içinde hiçbir değeri yoktur. Ve şunu söylemek istiyorum. Kadırov gurubunun bu çabaları mücahitlerin çalışmalarını hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

Bunlara örnek olarak ta mücahitlerin içinde zayıf imanlı olanlar bizden onlara gitmişlerdir. Eski savunma bakanı Muhammed Hambiev onların safına katıldı. Allaha hamd olsun. Allah içimizden zayıf olanları ayıklamaktadır. Eğer ki zayıf olan her kim varsa onlarda zamanla kalplerindeki hastalıktan dolayı gideceklerdir. Allahu teala bütün bunların hepsini insanların gözleri önünde temizleyecektir. Herkes bu insanları görecektir.

Diğer bir konuda mücahitlerin çalışmalarıdır. Mücahitlerimiz her zaman hakkı söylemekte geri durmuyor ve bu uğurda canlarını vermeye devam etmektedirler. Mücahitlerimiz için endişelenmeye gerektirecek bir şey yoktur.

Onlar, Rusların boğazlarına takılmış kemik gibi duruyorlar. Vallahi yemin ediyorum ki, mücahitlerin düşmana karşı durumları çok iyidir. Hatta bazı mıntıkalarda insanları sıkıştırarak gidin mücahitlere söyleyin onlara ev vereceğiz, para veririz.. Diye bize haber gönderip yalvarmaktadırlar. Ne yapacaklarını bilemiyorlar her çareyi arıyorlar...

Allaha hamd olsun. Mücahitler bu tuzağa düşmeden cihada devam etmektedirler. Yemin olsun ki düşmanın bu oyunlarına biz gelmiyoruz. Biz mücahitler arasında hiçbir ayrıcalık ihtilaf yoktur. Eğer ki dışarıda bir takım şeyler duyuyorsanız inanmayınız. Eğer öyle bir şey olsaydı. Biz bunu size söylerdik. Çünkü bizler Allah katında sorumluyuz. Bahsedilen şeylerden bizler tamamen uzağız.

Başka konuya geçersek, evet mücahitlerin çok büyük komutanları şehit olmuşlardır. (Şehit olan lider ve komutanların bazılarının isimlerini belirtiyor.) Yalnız biz bunların hepsini Allahın izni ile tedarik ediyoruz. Biz bu konuyu çok büyük bir sorun yapmadık. Bununla alakalı baş sağlığı bile kabul etmedik. Düşman bizi sarsmaya çalışıyor. Fakat hamd olsun verdiğimiz bu şehitler bizim gücümüzü azaltmadı. Mücahitlerin kalpleri korkmadı. Ayakları sabit bir şekilde ayakta sabit durmaktayız.

Ve biz mücahitlerin hepsi Allah yolunda canlarını feda etmeye hazırdırlar. Allaha hamd olsun gücümüz, kuvvetimiz yerindedir. Biz istediğimiz yere istediğimiz zaman girebilmekteyiz. İstediğimiz her yeri vurabiliriz. Hatta başkent Grozniiye girebilir ve orayı belirli süre kontrolümüzde tutabiliriz. Yalnız bizim istediğimiz bu değildir. Çünkü biz bu büyük şehirlere girince Ruslar orayı muhasaraya alarak üşüşeceklerdir. Uçaklar ve tanklarla buraları vuracaklardır. Birçok sivil halk ölmesine sebep olacaklardır. Ama bizim isteğimiz bu topluluğu halkı korumaktır. Yeri ve zamanı geldiğinde inşallah kardeşlerinizin oralara nasıl hükmettiğini göreceksiniz.

Allaha hamd olsun biz dağlara ve ovalara sahip olmaktayız. Siz biliyorsunuz ki bu din bir gecede zafere ulaşacak diye bir kaide yoktur. Çünkü sizlerde biliyorsunuz, Resulullah 12 sene davet 10 senede cihat etti. Sonrasında da sahabeler aynı şekilde bu yola devam ettiler. Ondan sonra bütün kapılar onlara açıldı. Zorlandıkları dönemde onlar; Resullullaha gelip dua et Allah bizi zafere ulaştırsın diyorlardı. Resulullah onlara siz çok acele eden bir kavimsiniz dedi. Resulullahın yüzünde kızgınlık alameti belirdi.

Allahın izni ve koruması ile buradaki cihadımız devam etmektedir. Endişelenmeyin, şüphelenmeyin, şeytanların sözlerine uymayın. Bizim sizden tek isteğimiz; buradaki cihadımızı dert edinmeniz ve cihad eden kardeşlerinize dua etmenizdir.

Allahın izni ile göreceksiniz, belki bizler şehit olur veya yaşayanlar arsında kalırız. Ama inşallah bu düşman topluluğunun sonunun geldiğini yaşayanlarımız görecektir. Bunun hiçbir başka çıkar yolu yoktur. Allahın izni ile Müslümanların galip geleceğini sizler göreceksiniz. Çünkü buradaki kardeşleriniz sadece Allahın şeriatının gelmesini istemektedir. Allahın kanunlarının ve Resulullahın sünnetinin tatbik edilmesini istemektedirler. Bekleyin göreceksiniz çok güzel haberler duyacaksınız.

Bu konuşmayı yapan kardeşiniz Muhanned bu kaseti 01.05.2009 tarihinde yapmaktadır. Dualarınızı unutmayın ve benden bütün Müslümanlara, ulemalara, ilim talebelerine selam olsun..

Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer gerçekten iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.
(Ali İmran suresi ayet 139)

Kavkaz Center

6/6/2009

YİĞİT MÜCAHİD YÜREĞİNDEN DÖKÜLEN SÖZLER...

 
 
"Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, ALLAH ’a ve Rasûlü’ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan ALLAH  yolunda mallarıyla ve canlarıyla CİHAD ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.”  (Hucûrat Sûresi – 15.Âyet) 
 
Ebû Hureyre'den rivâyetle Rasûlullah (S.A.V.) buyurdular ki: "Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır."  (Kütübü Sitte-1019) 
 
Hamd olsun Âlemlerin RABB’ine… 
 
Hamd olsun bize kendisini sevdirene; sevdanın bedelsiz olmayacağını bize öğretip, biz Mü’min ve Mü’minelere bedel ödeme derdine düşüren RABBİMİZE… 
 
Salât ve Selâm ALLAH ’ın Rasûlüne; en çok sevilen insanlığın önderine, uğruna canlar feda edilene, âline, ashâbına, şehidlere ve onlara tâbi olanlara… 
 
Es-Selâmu Aleykûm ve Rahmetullah…
 

SEVGİLİ ANACIĞIM… 
 
Oğlun şâhiddir ki; Sen çileli fakat asla çelişkili olmayan, zûlme boyun eğmeden mert ve vefâkar bir şekilde bir hayat sürdün. Biz evlatlarını da o şekilde yetiştirmeye gayret ettin, mücâhedeyi hiçbir zaman bırakmadın. 
 
Canım Annem, hatırlıyormusun o çok sevdiğin, daha fazla cesedini tekmelemesinler diye vücudunu siper ettiğin şehid babamın o tebessüm hâlini, bize gülerek baktığını… 
 
Ve bana bakıp “Oğul babanın kanı için değil, Ümmet-i Muhammed için, yapılan bunca zûlüm ve işkenceler için Sen; tâğuttan ve onun köpeklerinden intikam almadan RABBİM beni öldürmesin, bil ki bu âhdimi yerine getirmezsen, sana sütümü de, hakkımı helâl etmeyeceğim, gözlerim de açık gider” değişini… 
 
Şâhid ol ki Oğlun; ALLAH 'ın uluhiyetini yeryüzünde açıkça ilan etmek, O'nun sistemini hayata hakim kılmak için, şeytanların sistemini yıkmaya, insanları kula kulluktan kurtarıp tek bir olan ALLAH 'a kul etmek için imân etmiş, RABB’isine söz vermiştir. Biz tâğuta karşı savaşan Mücahidler, ya bu uğurda şehid olup cennete gidinceye kadar savaşırız, ya da galip gelip gazi oluncaya kadar cihada devam ederiz. Tâ ki din yalnız ALLAH ’ın oluncaya kadar… 
 
Ümmet’in çektiği sıkıntıları görüyorsun, hangi evde feryat ve figân yok, acı dağ olmuş, bu kaçıncı kertik yüreklere atılan. Öz kardeşine, dayıma yapılanlar aklımdan gitmiyor. O ki; babam âhirete göçtükten sonra tâğutun baskısından korkan en yakın akrabalarımız bile bizden yüz çevirirken, kendi âilesi ile birlikte bizlere de baktı, ALLAH  onu bizlere vesile kıldı. Ama yaşanan acıları sen biliyorsun. Ben daha küçük bir çocuk olduğum halde senin anlattıklarını hiç unutmuyorum; O’na yaptıkları işkenceler yetmemiş, Şehide eşini alıp karşısında iğrenç fiilleri yapan soysuzları, şerefsizleri hatırladıkça, nasıl RABBİME verdiğim sözden cayarım. 
 
Yeryüzünde ben Müslümanım diye yaşayan insanlar nerede ? Burada açlıktan sefil bir durumda yaşam mücadelesi veren kardeşlerini, evlerindeki lüks ve konforda acaba hatırlayabiliyorlar mı ? Tencerelerle boğuşmaktan, envâi çeşit yemek ve tatlıları midelerine indirirken biz mâzlum ve mustazâflardan haber gelince vah vah mı çekiyorlar… ! 
 
Sende biliyorsun iki kere Ebu Gurayb’e düştüm. Orada gördüklerim, dehşet ve acıları izâh bile edemiyorum. Sen gizlesen de, vücudumdaki işkence izlerini, tırnaklarımın çekilmiş olduğunu gördüğünde benimle gurur duyduğunu söylediğin, fakat ana yüreği ile bir kenara çekilip saatlerce ağladığını biliyorum… 
 
Anacığım artık bu dünyaya dayanamıyorum. Bu zûlüm ve işkenceler altında ezilen kardeşlerimi gördükçe, hele ki hücrelerden gelen feryatları, bizi öldürün diyen bacılarımızın yürek yakan haykırışlarını duydukça, ahh bir delirsem diyorum bazen, sonra vermiş olduğum âhdi hatırlıyor ve şehâdet için sıramı bekleyip ona hazırlık görüyorum. 
 
Ebu Gurayb’ta insanın kanını donduran acımasız teknik ve yöntemlerle yapılan işkenceler ve onca yaptıklarından sonra yüzümüze sırıtarak bizde müslümanız diyen ALLAH ’ın nûrunu yüzlerinden aldığı aşağılık işkenceci gardiyanların mazlûmlara yaptıklarını herkesin duyması gerek, belki insâfa gelirler de, Müslüman olduklarının farkına varırlar. Belki kendilerinin kurtların düzenine âşık olan koyunlar olduğunun, sıra onlara geldiğinde kurtların onları da parçalayacakları beşeri düzenlerin birer kölesi olduğunu anlayıp idrâk ederler… 
 
En son hapisten çıkmadan gardiyanlar bana güle güle partisi yapacaklarını söylediler. Anladım ki açlık, susuzluk ve uykusuzluk yetmiyormuş gibi gene bana işkence edecekler. Beni hücreye alıp ellerime ve ayaklarıma zincirler bağlayıp vücudumu sonuna kadar gerdiler, kollarım ve bacaklarım kopacak gibi acı veriyordu, ayak ucunda durmaya çalışıyordum. Vücuduma elektrik bağladılar, nereye kadar dayanabileceğimi tespit için her seferinde seviyesini arttırdılar, tâ ki bayılana kadar. Sonra birden belimde çok büyük bir acı hissettim. Gardiyanın biri tekmeliyordu, sırtımda dayanılmaz acılar vardı. Böbreklerime ve göğüs kafesime sopalarla vurdular. Yetmedi kafamda sopa kırdılar ve bundan sonrasını biliyorsunuz, size teslim ettiklerinde hafıza kaybı geçirmiş ve sizleri 1,5 hafta hatırlayamamıştım… 
 
Orada beni en çok yıkan işkence ettikleri bir bacıyı hücre kapısından gardiyanlar mahsus görelim diye geçirirken kadının dönüp “Sizde erkek misiniz ?” diyerek yüzüme tükürdüğü; “Utanın! hâlâ nasıl nefes alıyorsunuz. ALLAH  uğrunda ölün, öldürün…” dediğini… 
 
Artık ben nefes alamıyorum Anam… 
 
Hakkını bana helâl eyle, RABBİME vermiş olduğum sözü, âhdi yerine getirmeye gidiyorum. Ebû Garib’i o şeytanların başına yıkacağım inşALLAH …
 

SEVGİLİ ZEVCEM ...
 
Seninle evlilik şartlarımızı konuştuğumuzda hatırlıyor musun; bir gün mutlaka eş’in olsam da şehadete koşacağımı, ona sevdâlı olduğumu söylemiştim… ! 
 
Sende bana “Mücahidim, ben seninle âncak izzet ve şeref bulurum demiştin”…  
 
Şimdi Vuslat Zamanı geldi Sevdiceğim… 
 
Dünyada belki istediğin gibi bir eş olamadım. Diğerleri gibi âcizlerle oturup normal bir hayat sürerek Müslümanların şerefini, nâmusunu lekeleyenlere karşı en ufak bir hissiyât duymadan bize dokunmayan yılan bin yaşasın, vâr olsun diyemedim.  
 
Zaten biliyorum ki, böyle düşünse idin; beni sevmez ve hayatı zindanlarda geçen bir adamla asla evlenmezdin. 
 
ALLAH  (c.c) biliyor ya ben seni çok seviyorum. RABBİMİN bana bunca ezâ ve cefâ çekmiş olmam sebebiyle seni bana bahşettiğini, yüreğim darda iken, dünyaya küsmüşken seni lûtfettiğini, ecir olarak verdiğini biliyor ve hamd ediyorum, şükrediyorum…. 
 
O nûrlu yüzüne doyamadım, kokunu hatırlamaya çalışıyorum, ama şu an sanki Cennet’in kokusu onu bastırıyor. Ey yüreğimin sahibi sana âşık olduğumu bilmeni istiyorum. Biliyorum ki, dünyada benim için yaratılmış tek eş sensin, beni anlayan ve hep benim yanımda olan… 
 
Mücahidem… 
 
İslâm Davası her şeyin üstünde, mücâhedeyi asla bırakma. Hakk’ı her dâim savun. Sakın dini eğip bükenlerden olma. Şuan beklediğimiz çocuğumuza doğduğunda isim olarak Hamza koymayı unutma, onu örnek aldığım şahsiyet gibi Tâğut Avcısı olarak yetiştir… 
 
Biliyorsun benim en çok istediğim şey idi. Seyyid-üş Şühedâ Hz.Hamza (r.a.) gibi emanet olan bedenimi RABBİME sunar iken, İSLÂM için paramparça olarak teslim etmek… 
 
Sevdiceğim; bakışların yerde, yüreğin şehâdette olsun, Ruhun ALLAH 'a, kalbin Rasûlullah'a ait olsun. Şefkâtin ALLAH 'a adadığımız doğacak çocuğumuza, nefsin ahirette nasibin olacak inşALLAH  şehid eşine, âşkına ait olsun... 
 
RABBİM seni âhirette de nasibim eylesin, ALLAH  (c.c.) şahid olsun ki, seni çok seviyorum ve Cennet’te seni eş olarak bekliyorum. Ben senden râzıyım, seni yaradan da razı ve hoşnut olsun…  
 
Geride kalan Müslümanlara deyin ki; Ablamın dediği gibi “Uhdûd ashâbı gibi ateşten çukurlar dahi olsa çağdaş putların önünde eğilmemek, dik durmak, yalpa yapmamak er kişinin işidir. Her taraftan kasırga eserken, kökünden sökülmemek er kişinin işidir. Yiğit zor zamanda belli olur.”   
 
İşte yiğitlik budur, bizden sonra sıra sizdedir. Bizim yapmış olduğumuz İştişhâd Eylemimize sakın ola dil uzatmayın. Hele ki, intihar eylemi asla demeyin. Zûlüm karşısında hakkını arayanları kınamak Müslümana yakışmaz. Çünkü ALLAH  Âzze ve Celle Şûrâ Sûresinin 41 . Âyetinde: "Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa artık onların aleyhlerine bir yol yoktur" diye buyuruyor. Hatta bunun da ötesinde haklarını arayanların yanında yer almak, zûlüm karşısında sessiz kalmamak Müslümanın şiârıdır. Çünkü hepimizin de bildiği üzere Rasûlullah (S.A.V.) haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu Ümmet-i Muhammed’e bildirmiştir. 
 
Ey geride kalan eşsiz ciğerpârelerim; Sizleri emanetlerin en güzeli âziz ve intikam sahibi olan ALLAH ’a emanet ediyorum. 
 
Şu halde siz sabredin, hiç şüphesiz ALLAH 'ın va'di haktır…

 
Fiemenillah…

 
RABBİMİZ, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle. 
 
Nûsretini, yardımı esirgeme, Adınla gerçekleştirdiğim eylemimi zafer ile sonuçlandır ya RABB… 
 
Ey Hz.İsmâil (r.a.)’in boğazındaki Merhamet ! ne olur dûalarımı kabul eyle… 
 
AMİN...


(ALLAH RAZI OLSUN BLOGUMDA YER ALMASINA İZİN VERDİĞİ İÇİN DEĞERLİ KARDEŞİMDEN)

1/5/2009

ÖYLE ÇARESİZİM Kİ.......



Öyle çaresizim ki RABBİM,

çarelere ermiyor aklım...

Bir yüzüm solgunken, isyankar öbür yanım...

Öğütleri masal gibi dinliyorum...

Nasihatler ninni misali geliyor,

başımı sallıyorum.. sanki anlamış gibi...

Beni takipte ızdırap.. Peşimden gelir kabuslar...

Kimsem yokmuş şu dünyada senden başka!..

Merhametine uzatıyorum ellerimi...

Senin rahmetinle yıkamak istiyorum kirli tövbelerimi..

Dizginle çılgınlıklarımı...affet günahlarımı..

Ey affetmeyi seven RABBİM, sil göz yaşlarımı..

Sen teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma...

Vardır bunda da bir hayır..

Hayırlı kederlerimi sen sevdir bana!..

Tıpkı geceye saçılan yıldızlar gibi,

ömrüme ışık olsun, sıkıntı anlarımda ettiğim dualar..

Hüzünlerde olgunlaştır beni..

Cahilim çok cahilim..

Sen yolum ol! Sen sonum ol!

Sen tut elimden, sana giden yollarda nurum ol!

Dağlar kadar günahlarıma,

bir avuç tövbe kırıntısı getirdim...

Sen derman ol şu volkanlarıma...

Sensiz bir yürek ne kadar boş!..

Affeyle Ya Rabbel alemin...

Amin..

18/3/2009

Direnişe Selam !

selam
ey nazımın nazı
davud taşlı çocuk
selam


toprağa
yalnızken düşene
Ve oradan çıkana
kırılana
yerilene
Ve kovulana


.....
bir ömür boyu
bir dava boyu
Çöle vurana


arkasında kudüs’ü
gazze’yi
Ve seni bırakana
ey gözümün nuru
hazanımda beni
hüzne makber eden davetçi
Ve doğurgan analar
Ve eli taşlı çocuklar
olacak olan oluncaya kadar
iz koyana selam





selam
göğümden ip salan kuşa
mescide
beşiğe
Ve ondaki halid’e
atıldığı zaman taşa
gönlüme
Islık çalan yaşa
düşerken yaprağa
yaşına ve kurusuna
hurmaya
dabbe için damlaya
düştüğü ana
görünmeyen hüdhüd’e
küsüp giden bülbüle
yasin’e
bahara ve güle
selam





.....
selam filistin
selam intifada
selam davud taşlı çocuk
selam ibrahim sözlü can
iffeti meryem olan anam
Ve bacım selam


.....

bir gazze sokağında
ah! Çocuğum
bir Muhammed halid yüreği
bir şekaki yüreği
olabilseydim keşke
toplayıp kavgamı
yaralı göğsüme değil
gözlerime
en gören yerine
intifada diye
koyabilseydim
alıp filistin’i
batan bir iğne gibi
ümmetin gözüne
sokabilseydim keşke



ey yüreği
yüreğim olan arkadaş
bunu yapabilseydim keşke


ama
bir filistindir bu sabah yüreğim
orası kadar
yetim bir duygu taşıyorum şimdi
ellerim sapanda
gözlerim yollarda
ömer bekliyorum
bir de



bedir’de gelen dostların
bir kez daha gelmesini
Çünkü sözleri vardı
geleceğiz dediler
Ve ben
geleceklerine inanıyorum
ümidim
şu gezen bulutlar kadar
rahmet dolu
ümidim
şu doğan güneş kadar
hayat dolu



sahi!
sen de böyle
benim gibi misin?
ey timsah gözyaşlarında
yüzen dostum!


dedim ya
ben
şu gezen bulutlar kadar
rahmet doluyum
hayat doluyum
Çünkü kitapta
konuşurken
duydum
bahar yarındır, dedi
yarın
Çiçekler gülecek
yarın
yasinler büyüyecek
Ve hurmalar
esmer olacak
“sabah yakın değil mi? dedi.


alıntı