
"Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, ALLAH ’a ve Rasûlü’ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan ALLAH yolunda mallarıyla ve canlarıyla CİHAD ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.” (Hucûrat Sûresi – 15.Âyet)
Ebû Hureyre'den rivâyetle Rasûlullah (S.A.V.) buyurdular ki: "Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır." (Kütübü Sitte-1019)
Hamd olsun Âlemlerin RABB’ine…
Hamd olsun bize kendisini sevdirene; sevdanın bedelsiz olmayacağını bize öğretip, biz Mü’min ve Mü’minelere bedel ödeme derdine düşüren RABBİMİZE…
Salât ve Selâm ALLAH ’ın Rasûlüne; en çok sevilen insanlığın önderine, uğruna canlar feda edilene, âline, ashâbına, şehidlere ve onlara tâbi olanlara…
Es-Selâmu Aleykûm ve Rahmetullah…
SEVGİLİ ANACIĞIM…
Oğlun şâhiddir ki; Sen çileli fakat asla çelişkili olmayan, zûlme boyun eğmeden mert ve vefâkar bir şekilde bir hayat sürdün. Biz evlatlarını da o şekilde yetiştirmeye gayret ettin, mücâhedeyi hiçbir zaman bırakmadın.
Canım Annem, hatırlıyormusun o çok sevdiğin, daha fazla cesedini tekmelemesinler diye vücudunu siper ettiğin şehid babamın o tebessüm hâlini, bize gülerek baktığını…
Ve bana bakıp “Oğul babanın kanı için değil, Ümmet-i Muhammed için, yapılan bunca zûlüm ve işkenceler için Sen; tâğuttan ve onun köpeklerinden intikam almadan RABBİM beni öldürmesin, bil ki bu âhdimi yerine getirmezsen, sana sütümü de, hakkımı helâl etmeyeceğim, gözlerim de açık gider” değişini…
Şâhid ol ki Oğlun; ALLAH 'ın uluhiyetini yeryüzünde açıkça ilan etmek, O'nun sistemini hayata hakim kılmak için, şeytanların sistemini yıkmaya, insanları kula kulluktan kurtarıp tek bir olan ALLAH 'a kul etmek için imân etmiş, RABB’isine söz vermiştir. Biz tâğuta karşı savaşan Mücahidler, ya bu uğurda şehid olup cennete gidinceye kadar savaşırız, ya da galip gelip gazi oluncaya kadar cihada devam ederiz. Tâ ki din yalnız ALLAH ’ın oluncaya kadar…
Ümmet’in çektiği sıkıntıları görüyorsun, hangi evde feryat ve figân yok, acı dağ olmuş, bu kaçıncı kertik yüreklere atılan. Öz kardeşine, dayıma yapılanlar aklımdan gitmiyor. O ki; babam âhirete göçtükten sonra tâğutun baskısından korkan en yakın akrabalarımız bile bizden yüz çevirirken, kendi âilesi ile birlikte bizlere de baktı, ALLAH onu bizlere vesile kıldı. Ama yaşanan acıları sen biliyorsun. Ben daha küçük bir çocuk olduğum halde senin anlattıklarını hiç unutmuyorum; O’na yaptıkları işkenceler yetmemiş, Şehide eşini alıp karşısında iğrenç fiilleri yapan soysuzları, şerefsizleri hatırladıkça, nasıl RABBİME verdiğim sözden cayarım.
Yeryüzünde ben Müslümanım diye yaşayan insanlar nerede ? Burada açlıktan sefil bir durumda yaşam mücadelesi veren kardeşlerini, evlerindeki lüks ve konforda acaba hatırlayabiliyorlar mı ? Tencerelerle boğuşmaktan, envâi çeşit yemek ve tatlıları midelerine indirirken biz mâzlum ve mustazâflardan haber gelince vah vah mı çekiyorlar… !
Sende biliyorsun iki kere Ebu Gurayb’e düştüm. Orada gördüklerim, dehşet ve acıları izâh bile edemiyorum. Sen gizlesen de, vücudumdaki işkence izlerini, tırnaklarımın çekilmiş olduğunu gördüğünde benimle gurur duyduğunu söylediğin, fakat ana yüreği ile bir kenara çekilip saatlerce ağladığını biliyorum…
Anacığım artık bu dünyaya dayanamıyorum. Bu zûlüm ve işkenceler altında ezilen kardeşlerimi gördükçe, hele ki hücrelerden gelen feryatları, bizi öldürün diyen bacılarımızın yürek yakan haykırışlarını duydukça, ahh bir delirsem diyorum bazen, sonra vermiş olduğum âhdi hatırlıyor ve şehâdet için sıramı bekleyip ona hazırlık görüyorum.
Ebu Gurayb’ta insanın kanını donduran acımasız teknik ve yöntemlerle yapılan işkenceler ve onca yaptıklarından sonra yüzümüze sırıtarak bizde müslümanız diyen ALLAH ’ın nûrunu yüzlerinden aldığı aşağılık işkenceci gardiyanların mazlûmlara yaptıklarını herkesin duyması gerek, belki insâfa gelirler de, Müslüman olduklarının farkına varırlar. Belki kendilerinin kurtların düzenine âşık olan koyunlar olduğunun, sıra onlara geldiğinde kurtların onları da parçalayacakları beşeri düzenlerin birer kölesi olduğunu anlayıp idrâk ederler…
En son hapisten çıkmadan gardiyanlar bana güle güle partisi yapacaklarını söylediler. Anladım ki açlık, susuzluk ve uykusuzluk yetmiyormuş gibi gene bana işkence edecekler. Beni hücreye alıp ellerime ve ayaklarıma zincirler bağlayıp vücudumu sonuna kadar gerdiler, kollarım ve bacaklarım kopacak gibi acı veriyordu, ayak ucunda durmaya çalışıyordum. Vücuduma elektrik bağladılar, nereye kadar dayanabileceğimi tespit için her seferinde seviyesini arttırdılar, tâ ki bayılana kadar. Sonra birden belimde çok büyük bir acı hissettim. Gardiyanın biri tekmeliyordu, sırtımda dayanılmaz acılar vardı. Böbreklerime ve göğüs kafesime sopalarla vurdular. Yetmedi kafamda sopa kırdılar ve bundan sonrasını biliyorsunuz, size teslim ettiklerinde hafıza kaybı geçirmiş ve sizleri 1,5 hafta hatırlayamamıştım…
Orada beni en çok yıkan işkence ettikleri bir bacıyı hücre kapısından gardiyanlar mahsus görelim diye geçirirken kadının dönüp “Sizde erkek misiniz ?” diyerek yüzüme tükürdüğü; “Utanın! hâlâ nasıl nefes alıyorsunuz. ALLAH uğrunda ölün, öldürün…” dediğini…
Artık ben nefes alamıyorum Anam…
Hakkını bana helâl eyle, RABBİME vermiş olduğum sözü, âhdi yerine getirmeye gidiyorum. Ebû Garib’i o şeytanların başına yıkacağım inşALLAH …
SEVGİLİ ZEVCEM ...
Seninle evlilik şartlarımızı konuştuğumuzda hatırlıyor musun; bir gün mutlaka eş’in olsam da şehadete koşacağımı, ona sevdâlı olduğumu söylemiştim… !
Sende bana “Mücahidim, ben seninle âncak izzet ve şeref bulurum demiştin”…
Şimdi Vuslat Zamanı geldi Sevdiceğim…
Dünyada belki istediğin gibi bir eş olamadım. Diğerleri gibi âcizlerle oturup normal bir hayat sürerek Müslümanların şerefini, nâmusunu lekeleyenlere karşı en ufak bir hissiyât duymadan bize dokunmayan yılan bin yaşasın, vâr olsun diyemedim.
Zaten biliyorum ki, böyle düşünse idin; beni sevmez ve hayatı zindanlarda geçen bir adamla asla evlenmezdin.
ALLAH (c.c) biliyor ya ben seni çok seviyorum. RABBİMİN bana bunca ezâ ve cefâ çekmiş olmam sebebiyle seni bana bahşettiğini, yüreğim darda iken, dünyaya küsmüşken seni lûtfettiğini, ecir olarak verdiğini biliyor ve hamd ediyorum, şükrediyorum….
O nûrlu yüzüne doyamadım, kokunu hatırlamaya çalışıyorum, ama şu an sanki Cennet’in kokusu onu bastırıyor. Ey yüreğimin sahibi sana âşık olduğumu bilmeni istiyorum. Biliyorum ki, dünyada benim için yaratılmış tek eş sensin, beni anlayan ve hep benim yanımda olan…
Mücahidem…
İslâm Davası her şeyin üstünde, mücâhedeyi asla bırakma. Hakk’ı her dâim savun. Sakın dini eğip bükenlerden olma. Şuan beklediğimiz çocuğumuza doğduğunda isim olarak Hamza koymayı unutma, onu örnek aldığım şahsiyet gibi Tâğut Avcısı olarak yetiştir…
Biliyorsun benim en çok istediğim şey idi. Seyyid-üş Şühedâ Hz.Hamza (r.a.) gibi emanet olan bedenimi RABBİME sunar iken, İSLÂM için paramparça olarak teslim etmek…
Sevdiceğim; bakışların yerde, yüreğin şehâdette olsun, Ruhun ALLAH 'a, kalbin Rasûlullah'a ait olsun. Şefkâtin ALLAH 'a adadığımız doğacak çocuğumuza, nefsin ahirette nasibin olacak inşALLAH şehid eşine, âşkına ait olsun...
RABBİM seni âhirette de nasibim eylesin, ALLAH (c.c.) şahid olsun ki, seni çok seviyorum ve Cennet’te seni eş olarak bekliyorum. Ben senden râzıyım, seni yaradan da razı ve hoşnut olsun…
Geride kalan Müslümanlara deyin ki; Ablamın dediği gibi “Uhdûd ashâbı gibi ateşten çukurlar dahi olsa çağdaş putların önünde eğilmemek, dik durmak, yalpa yapmamak er kişinin işidir. Her taraftan kasırga eserken, kökünden sökülmemek er kişinin işidir. Yiğit zor zamanda belli olur.”
İşte yiğitlik budur, bizden sonra sıra sizdedir. Bizim yapmış olduğumuz İştişhâd Eylemimize sakın ola dil uzatmayın. Hele ki, intihar eylemi asla demeyin. Zûlüm karşısında hakkını arayanları kınamak Müslümana yakışmaz. Çünkü ALLAH Âzze ve Celle Şûrâ Sûresinin 41 . Âyetinde: "Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa artık onların aleyhlerine bir yol yoktur" diye buyuruyor. Hatta bunun da ötesinde haklarını arayanların yanında yer almak, zûlüm karşısında sessiz kalmamak Müslümanın şiârıdır. Çünkü hepimizin de bildiği üzere Rasûlullah (S.A.V.) haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu Ümmet-i Muhammed’e bildirmiştir.
Ey geride kalan eşsiz ciğerpârelerim; Sizleri emanetlerin en güzeli âziz ve intikam sahibi olan ALLAH ’a emanet ediyorum.
Şu halde siz sabredin, hiç şüphesiz ALLAH 'ın va'di haktır…
Fiemenillah…
RABBİMİZ, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle.
Nûsretini, yardımı esirgeme, Adınla gerçekleştirdiğim eylemimi zafer ile sonuçlandır ya RABB…
Ey Hz.İsmâil (r.a.)’in boğazındaki Merhamet ! ne olur dûalarımı kabul eyle…
AMİN...
(ALLAH RAZI OLSUN BLOGUMDA YER ALMASINA İZİN VERDİĞİ İÇİN DEĞERLİ KARDEŞİMDEN)